Üniversiteyi bitirdiğim yaz okumuştum Muhteşem Gatsby’yi. Kalender Sokak’taki eski gazete binasında, boş bulduğum masaya geçip Can Yücel çevirisi Gatsby’nin sayfalarında ilerlerken geç kaldığımı düşünüyordum. Yirminci yüzyılın en önemli romanlarından biri, daha erken yaşta okunmalıydı elbette: Biricik kahramanım Holden Caulfield, Çavdar Tarlasında Çocuklar‘da Gatsby‘den bahsediyor, “bitmiştim o kitaba” diyordu. Şimdi, 10 yıl sonra dönüp baktığımda, aslında geç kalmadığımı görüyorum. Maureen Corrigan’ın Gatsby hakkındaki yeni kitabı* tam da bunu anlatıyor: F. Scott Fitzgerald’ın Muhteşem Gatsby‘si ilkgençlikte okunacak bir roman değildir.

Gatsby genellikle “zengin kız – fakir oğlan” öyküsü diye özetlenmiştir – genç okurlarının sayısıyla bunun bir ilgisi olabilir mi? Öte tarafta, romanı salt bir mutsuz aşk hikâyesi ya da Caz Çağı eleştirisi olarak görmek de yanıltıcı. Corrigan kitabında şunu hatırlatıyor: Bazı romanların dünyasına nüfuz etmek için hayatın kederi ve güzelliğiyle ilgili billurlaşmış fikirleriniz olmalı. Bu yüzden Muhteşem Gatsby ilkgençliğin ateşiyle değil, sonraki yaşların kırılganlığıyla anlaşılabilir.

Geçenlerde New York Times kitap ekinde Daniel Mendelsohn, gençken tutkuyla okuduğu Kırmızı ve Siyah’a yıllar sonra dönünce yaşadığı hayal kırıklığını anlatıyordu. Aslında değişenin kitaplar değil, okurun kendisi olduğu unutuluyor: Bir kitabın sayfalarına kendi okuma deneyimimizle, anılarımızla, birikimimizle eğildiğimiz için yıllar sonra aynı kitapla ilgili farklı düşünebiliyoruz. Bizi her yaşta şaşırtan kitaplara ise “klasik” diyoruz zaten.

            Muhteşem Gatsby o klasiklerden biri; çünkü romanın omurgasını ne karakterler ne de hikâye oluşturur. Anlatıcı (Nick Carraway) Gatsby’nin hikâyesini aktarırken metindeki ‘ses’in peşinden sürükleniriz. Muhteşem Gatsby‘de eskimeyen, işte o sestir.

2008’de Washington’a ilk gidişimde şehrin kuzeyindeki St. Mary’s mezarlığına uğramakta gecikmemiştim. Yaz sonuydu, hemen yakındaki otoyoldan gelen motor sesleri, mezarlığı uhrevi bir yer olmaktan çıkarıyordu. Dünyanın gürültüsünü betimlemiş Scott Fitzgerald ile o gürültünün yıldızı olmuş karısı Zelda orada, dünyanın en gürültülü mezarlıklarından birinde yan yana yatıyordu. Mezar taşında Muhteşem Gatsby‘nin son cümlesi yazılıydı: (Can Yücel çevirisiyle) “O ümitledir ki şimdi sefer etmekteyiz, biz o akıntıya karşı giden tekneler, durmadan geriye, geçmişe çarpılıp atılsak da ne gam…” Can Yücel’in benzersiz ama kusurlu çevirisinde romanın ruhunu ıskalayan bir şeyler olduğunu zamanla anlayacaktım.

Birkaç yıl sonra bu kez Alabama eyaletinde, genç Scott ile Zelda’nın tanıştıkları Montgomery’deydim. Zelda’nın ailesine ait, Fitzgerald ile kısa bir süre beraber yaşadıkları evi gezerken yine yaz sonuydu. Bütün bu sonyazlarda Gatsby’nin yazın bitişinden duyduğu kederi anımsatan bir şey vardı. Dünyanın tek Fitzgerald müzesi olan o evden, ziyaretçilerin hatıra bıraktığı, her dilden Gatsby çevirileri aklımda (Türkçe yoktu ne yazık ki).

Muhteşem Gatsby‘yi ilk okuduğumda Scott ile Zelda’nın yaşadıkları şehirleri görmemiştim henüz. Fitzgerald’ın (şimdi benim de yaşadığım) Ortabatı’da geçen çocukluğunun ve kurtulamadığı “dışlanmışlık” hissinin romana etkisine dair fikrim yoktu. Fitzgerald soğuk bir odada oturup romanını tamamlamaya çalışırken Zelda’yla yaşadıkları fırtınalı ilişkiyi pek bilmiyordum. Yazarın hayatında suyla ilişkisinden ve Muhteşem Gatsby‘nin finalindeki boğulma sahnesinin şaşırtıcı göndermelerinden de habersizdim. Şimdi Gatsby‘ye ‘başka bir okur’ olarak döndüğümde hâlâ tılsımını kaybetmemiş bir roman görüyorum.

Muhteşem Gatsby 1925’te yayımlanmış (demek bir başka ‘sefahat’ romanıyla, Sözde Kızlar‘la yaşıt), Fitzgerald’ın ölümünden sonra neredeyse unutulmuştu. Peki, nasıl oldu da yeniden keşfedildi ve bugün kimilerince Amerikan edebiyatının en büyük romanı sayılıyor? Maureen Corrigan kitabında buna farklı gerekçeler sıralamış, aslında cevap basit: Bazı kitaplar bazı yaşları ve bazı çağları bekler.

Muhteşem Gatsby‘den aldığım son ders bu: Kitapların da kendi hayatları var.

 

* So We Read On: How The Great Gatsby Came to Be and Why It Endures, Maureen Corrigan, Little, Brown and Company.