69 Gün

Kulakları sağır eden gürültü öğle vakti duyulmuş. San José madenindeki göçükte 700 tonluk bir kaya parçası maden girişini kapattığında işçiler (tıpkı Ermenek’teki gibi) öğle yemeğindeymiş. Héctor Tobar’ın etkileyici kitabı (Deep Down Dark, FSG, 2014) 2010 yılında göçük altında kalıp kurtarılan Şilili madencilerin yeraltındaki 69 gününü anlatıyor. ‘Yaşam odası’nda yağlı makine sularını içip hayata tutunarak geçen günlerden sonra duydukları kurtarma ekibinin sesini şöyle tarif ediyor bir madenci: “Dünyanın en güzel sesiydi.” Felaketi ilk fark eden Jorge Galleguillos, olan biteni günlüğüne kaydeden Victor Segovia, ilk iş gününde göçük altında kalan Carlos Mamani ve ötekiler: “İşçi” ya da “madenci” olarak değil, hepsi kendi hikâyesi ve ismiyle var kitapta. Onlar, tıpkı bir Roberto Bolaño romanındaki gibi, gerçekle hayal arasında kömür tozu yutarak hayatta kalan Şilililer (“Toz ve edebiyat, ezeli ve ebedi birliktelik” demişti Bolaño). 69 saat bile dolmadan madencilerin hayatından ümit kesilen ülkemize bakarken, Tobar’ın kitabı bize bir Bolaño romanı okuyormuşuz hissi vermeseydi keşke. Bütün bunları sıradan gerçekler gibi görebilseydik.

Deep Down Dark’tan sonra “Kitaplar ne işe yarar?” sorusuna bir cevap daha ekliyorum: Türkiye’de böyle bir kitap yazılsaydı, insan hayatına daha çok değer verilirdi.

 

Editörün ölümü

Kurucusu olduğunuz ve yıllarca editörlüğünü yaptığınız dergi London Review of Books (LRB) bile olsa ölünce üç beş sayfada anılırsınız, hepsi bu: “Adı, soyadı/ Açılır parantez/ Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti/ Kapanır parantez.” 83 yaşında hayata veda Karl Miller’ın ardından yazılanlar bunu düşündürdü bana. Miller LRB’yi 1979’da kurmuştu. Yıllarca editörlüğünü yaptığı dergiyi arkadaşlarına emanet ederek köşesine çekildi. Bir edebiyat dergisi editörünün ‘ünlü’ olması bugün kimilerimize şaka gibi görünebilir ama Karl Miller bir dönem öyleymiş. Cioran’ın düşlediği, bir virgül için ölünen dünyayı kurabilecek insanlardan; dergisinde vahim bir dil hatası görünce “hastanelik” olan editörlerin son örneği. Ezra Pound’un “yağda kızartmaktan zevk almayacağım editör yok” tarifine uyan huysuz ve aksi bir adam. Karl Miller, kelimelerle daha iyi bir dünya kurulacağına inanmış uçsuz bucaksız azınlığın kahramanlarındandı. Kelimelerin yükünü sessizce çeken o editörlere çok şey borçluyuz. Şunu da unutmadan, çalışkanlığıyla ünlü David Remnick (The New Yorker’ın editörü) bu konuda övülmekten hoşlanmamıştı: “Maden işçileri bizden daha çok çalışıyor.”

 

Örtmektir yazmak

Hilmi Yavuz’un “her şiir bir sözcüğü örter ve gizler” dizesini biliyorsanız, Hilmi Yavuz şiiri üzerine hazırlanan bir kitabın ‘Örtmektir Yazmak Dediğim’ (Haz.: Sakine Korkmaz, Meserret Yayınları, 2014) adıyla yayımlanmasına şaşırmamışsınızdır. İyi seçilmiş bir isim: Hilmi Yavuz’un şiiri, tam da örterek yazdığı için, çoğul okumalara açıktır. Her  şeyi ‘söyleyen’ edebiyat, kötü edebiyattır çünkü. Genç Susan Sontag’ın günlüklerinde benzer bir cümleye rastlamıştım: “Sanat ‘inşa ederek’ değil ‘gizleyerek’ yapılır.” Bizde yeniden okuma isteği uyandırmayan kitaplar, her şeyi söylemeye çalışan kitaplardır. Ne var ki, çok şey söylemeye çalışırken genellikle pek bir şey söylenemez. Murakami bile her şeyi söylemekten vazgeçtiğinde iyi bir yazara dönüşüyor, son öyküsü “Şehrazat”ta olduğu gibi. (Günümüzün en geveze yazarlarından birinin “Şehrazat” adlı bir öykü yazmasındaki ince mizahı da gözden kaçırmayalım.)

Yazmak örtmektir: İyi yazının çağlardan beri değişmez yasası. Hasan Ali Toptaş yüzyıllar öncesinden ne güzel konuşturmuştu Homeros’u: “Sevgili çocuklar, hikâye dediğimiz şey kelime kusarak değil, kelime yutarak yazılır.”

 

Macbeth

Shakespeare’in “iktidar hırsını” da anlatan ölümsüz oyunu Macbeth, Devlet Tiyatroları tarafından kasım ayı programından çıkarılınca sansür tartışması yaşanmıştı. Devlet Tiyatroları ise sansür iddiasını yalanladı. Shakespeare’in siyasi tartışmalarla da olsa gündeme gelmesi güzel. Macbeth’ten (Sabahattin Eyüboğlu çevirisiyle) şu dizeleri mırıldanmanın yeridir:

            Bir anda dünyayı olsa kazanıversen,

            Zaman denizinin bir kumsalı olan bu dünyayı,

            Öbür dünyayı gözden çıkarır insan.

            Ama bu işlerin daha burada görülüyor hesabı.

 

(2014)