Bir ilkyaz günü (2004) sahilde yürürken, “Kitap eki çıkaralım mı?” diye sormuştu Ali Çolak. Yolculuk aslında o gün, o sahilde başladı.

Tam 10 yıl önce bugünlerde Kitap Zamanı’nın ilk sayısını hazırlıyorduk. Acaba 12 sayı kotarabilir miyiz derken 120 sayı geride kalmış. (“Yılların telaşlarda bu kadar çabuk / Geçeceği aklınıza gelmezdi.”)

İlk sayının kapağında, Oğuz Atay’dan ilhamla sormuştuk: “Neredesin sevgili okur?” Okurun ses vermesi gecikmedi. Galiba yıllar içinde “Kitap Zamanı okuru” diyebileceğimiz bir “mutlu azınlık” da oluştu. Her sayıyı biriktirip ciltleten, yıllarca önce yayımlanmış bir cümlenin peşine düşen okurlar… Yola çıkarken iki ilke belirlemiştik: “Çoksatanlar” listesi yayımlamayacak (ölçütümüz piyasa değildi), hem Doğu’ya hem Batı’ya açık bir kitap eki hazırlayacaktık. Herhalde kısmen başarılı olduk: Kitap Zamanı’nın 1 Şubat’ta yayımlanacak 10. yıl sayısına Joyce Carol Oates’tan Per Petterson’a, Alberto Manguel’den Etgar Keret’e farklı dillerden yazarlar katkıda bulundu.

İlk sayıların acemiliğini hata yapa yapa aşıyorduk: Daha ikinci sayıda renkli sayfaların yerini karıştırdığımız için sabaha karşı matbaaya gitmek zorunda kalışımız unutulmaz. Gün doğarken Ali Çolak’la matbaadan çıkıp simit ve çayla yaptığımız kahvaltının tadı hâlâ damağımda. Cuma akşamları derginin son taslağı elimizde, Murat Tokay’la çay içip başlıkları gözden geçirmeye giderken bizden mutlusu yoktu.

T. S. Eliot, “Kahve kaşıklarıyla çıkardım ömrümün tutarını” der bir şiirinde… Ben de yıllarımı kitap eki sayılarıyla ölçebilirim: Türkiye’den 30. sayıyı hazırlarken (2008) ayrılmışım. Ülke değiştirip yeni bir hayata başlarken bile yolculuk tarihini kitap ekine göre seçmiştik. Yıllardır oradan oraya taşınırken, Türkiye’ye gelip giderken ölçü hep Kitap Zamanı’nın matbaaya gideceği tarih oldu.

Kitap Zamanı elbette hep İstanbul’da basıldı ama 90’a yakın sayısı Amerika’nın farklı şehirlerinde şekillendi diyebilirim. İlk yıllarda derginin yükünü çeken Musa İğrek görevini Yavuz Ulutürk’e devredip İngiltere’ye gidince eke oradan da katkıda bulundu. Böylece aramızda hep şakasını yaptığımız şey gerçekleşti: Kitap Zamanı “dünyanın en uluslararası kitap eki” oldu. Bir bakıma “yurt dışından” dergi çıkaran Ziya Paşa’ların, Namık Kemal’lerin geleneğini sürdürmüş olduk. Dünyanın iki ucu arasındaki saat farkı da hep işimize yaradı. Hâlâ geceleri gazetedeki bilgisayarıma bağlanıp çalışırken bomboş ikinci katın sessizliğini ve beyazlığını hayal ederim. (“Anlamı değişti uzaklığın / yakın da uğraş — sayfalar, ekler”)

Kitap eki çıkarmak bir anlamda basılı kitaba, kâğıt kokusuna övgüdür. Hayatın ironisi: Kitap Zamanı’nın çoğu sayısına elimle dokunamadım ama ilk sayıların kâğıt kokusunu hiç unutmadım. Yıllardır bilgisayar ya da tablet ekranından kitap eki hazırlarken, asla e-kitap okuyamam diyenlere gülüp geçiyorum. Koşullar okuma alışkanlıklarımızı değiştiriyor.

Sayısız Kitap Zamanı anısından benim için en unutulmazı, J. D. Salinger’ın evini bulmak ve eşiğine ayak basmaktı. Büyük münzevi yazarın yalnızlığına saygıyla kapıyı çalmadan dönmüştüm. (Kitap Zamanı adına notumuzu posta kutusuna bıraktım.) O yolculuğun hikâyesinin yer aldığı 42. sayıda evin fotoğrafını da yayımlamıştık. Böylece Salinger’ın evinin fotoğrafı dünyada ilk kez Kitap Zamanı’nda çıkmış oldu. (Salinger o ziyaretten altı ay sonra öldü. Ölüm haberini aldığımda, Virginia Üniversitesi’nin kütüphanesinde Kitap Zamanı’nın 49. sayısının düzeltmelerini yapıyordum.)

Onca yılda edebiyat dünyasının manzarası değişti, sayfalarımızda ağırladığımız birçok şair, yazar aramızdan ayrıldı: Dağlarca, İlhan Berk, José Saramago, Metin And, Seyhan Erözçelik, Ahmet Erhan, Ali Teoman…

120 sayı ve yüzlerce kitap: Baş döndürücü bir yolculuktu… Yola çıkarken kitapların dünyayı değiştireceğine inanıyorduk. Ülkemiz henüz “Yeni Türkiye” denilen ucubeye dönüşmemiş, lümpenlik her yeri kuşatmamıştı. Kendi payıma, on yılda şunu öğrendim: Kitaplar dünyayı değiştirmez ama insanları değiştirir.

Bir cümleyle, bir kitapla hayatı güzelleşen insanlar–bu yolculuk onlar içindi.