Yirminci yüzyıl bir erkeklik kriziyle başlamıştı. O dönemde ortaya çıkan bazı olgular (izci kampları, doğa sporu kulüpleri) bu krizi aşma umuduyla bulunan çözümlerdi. Yüzyılın hemen başında Amerikan başkanı olan Theodore Roosevelt’in otobiyografisi, erkeklik krizini gözlemlemek için benzersiz bir metindir. Avcılık, kovboyluk, güreş gibi ‘erkekçe’ uğraşlara siyasi başarılardan daha çok yer verilen bir kitaptır bu. Roosevelt, mesela av hayvanlarının kürklerini müzelere nasıl bağışladığını böbürlenerek anlatır.

Modern erkeklik aslında daha önce şekillenmeye başlamıştı. Orta sınıfın yükselişi evin (kadına ait) özel alanıyla piyasanın (erkeğe ait) alanı arasında bir mesafe doğurdu. Sonra bu ayrım o kadar keskinleşti ki, Jeffrey Weeks’in deyişiyle, “Erkekler artık toplum içinde kucaklaşmaya ve ağlamaya cesaret edemiyorlardı.” Şairler ve romancılar erkekliklerini yapıtlarında ispatlamaya koyuldular. Şark varoluşunu iki Arapça kelimede (“tayyib” ve “mâfiş”) özetlediği için şaka konusu yaptığımız Gérard de Nerval, Doğu seyahatnamesinde kendini Asya’nın dişil hazinelerini keşfe çıkan seyyah olarak sunuyordu örneğin. Başyapıtı hakkında “Madam Bovary benim!” demekten çekinmeyen Flaubert bile Mısır notlarında, Doğulu kadını kendi erkekliğini ispatlamak için fırsat saymıştı.

Yirminci yüzyıla gelindiğinde Virginia Woolf, “erkeklik kendisinin farkına vardı” diye yazdı. Ernest Hemingway’i bu farkına varışın sözcüsü olarak tanımlayabiliriz. Safarilerde avlanmaya ve boğa güreşlerine düşkün yazar, bir kuşağa erkek tonuyla konuşmayı öğretmişti. Ne var ki saplantılı erkekliği Hemingway’i malum çöküşüne götürecekti: Sonunda av tüfeğinin namlusunu kendi ağzına dayayıp tetiği çekti. Çok daha karmaşık bir yazar gibi görünen D. H. Lawrence’ın erkeklik krizini basitçe çözmesi ilginçtir: İngiliz yazar, en ünlü roman kahramanının ağzından, erkekler şarkı söylerse (mutlu olursa) her şeyin düzeleceğini yazmıştı.

Peter Schwenger, 20. yüzyıl edebiyatında erkekliği incelediği ilginç kitabında, bazı yazarların dilin incelikli kullanımını ve iyi yazmayı “efemine” özellikler saydıklarını, bu yüzden yazma uğraşının doğasına dair kaygı taşıdıklarını söyler. Aynı kaygıyı edebiyatımızda da görürüz: Tanzimat romancıları Doğu’yu erkek, Avrupa’yı kadın temsiliyle anlatarak bu endişeyi gidermeye çalıştılar. Temsil, Jale Parla’nın işaret ettiği gibi, çoğunlukla evlilik üzerinden gerçekleşiyordu. (Arap romanının ilk örneklerinde de evlilik neredeyse “milli vazife”dir.) Cumhuriyet romanında ise evlilikten çok, erkek kahramanın Batılı kadınla yaşadığı maceralar görülür. Hatta Peyami Safa bunu daha ileri götürmüş, Matmazel Noraliya’nın Koltuğu romanında, Batılı adı taşıyan kadın kahramanını Müslüman mistik yaparak eril Doğu’nun dişil Batı’ya karşı mutlak zaferini ilan etmişti!

Batı’da erkeklik krizi popüler kültürde (holiganlar) ve sinemada (Dövüş Kulübü) nasıl yaşıyorsa, Türkiye’de de siyasetin dilinde yaşıyor. “One minute!” çıkışının maskulen sıfatlarla (“adam gibi adam”) ve milli gururla tanımlandığını hatırlayalım. Berna Moran, romanımızda erkeklik endişesini bastırmak için kullanılan “züppe” tipinin zamanla “hain” tipine döndüğünü yazmıştı. Sesini kalınlaştırmaya çalışarak her gün “hain” söylemiyle karşımıza geçen başbakanın varoluş çabasını (ben de erkeğim!) böyle de okuyabiliriz.

Kurtlar Vadisi‘yle büyüyen kuşak orta yaşa yaklaşırken, kendine gerçeğe daha yakın (ama gerçek olmayan) yeni bir model buldu. “Reis” söyleminin, “kefen”li meydan okuyuşların toplumsal bellekte açtığı hasarı saptayacak bir kuram henüz yok. Sadece bu toplumun, bazı erkekleri insan yakacak birer vahşiye dönüştürdüğünün tanığıyız. Türkiye’de artık bir erkeklik krizinden çok, bir erkeklik utancı var.

Adorno ve arkadaşlarının Otoriter Kişilik adlı kitapta sıraladıkları, faşizm eğiliminin temelini oluşturan özellikler (otoriter saldırganlık, iktidar saplantısı vs.) bir şekilde erkeklikle ilgiliydi. Sığ erkeklik gösterileriyle yaşayan bir toplumda lümpenliğin ve şiddetin erkeklik zannedilmesi, faşizmin meşru hale gelmesi şaşırtıcı değil.

Sorun derinlerde – en azından suç ortaklarını biliyoruz.