Herkesin yaşamında keskin dönemeçler olmuştur. Bir karar anı, bir rastlantı, bir ayrılık: İnsan ömrünü temelinden sarsan, güzergâhı değiştiren böyle dönüm noktalarının yanında bir de kaçırılmış fırsatlar var. Ama geç kalınmış bir buluşmanın, kıl payı ıskalanmış bir karşılaşmanın, teğet geçen bir çarpışmanın yazgımızda ne kadar belirleyici olduğunu asla bilemeyiz.

Alternatif bir tarih hayal etmem istense, herhalde ıskalanmış buluşmalardan yola çıkardım. Hatta bir dönem ıskalanmış buluşmaları biriktirmeye niyetlenmiştim. Çünkü son anda ertelenmiş bir buluşmanın yaşamımızın geri kalanını belirlemiş olma ihtimalinde hem heyecan verici hem rahatsız edici bir şey var.

Her insan kendi yaşamından örnek bulabilir: Yıllar önce küçük bir üniversiteden kabul mektubu almıştım. Yağmurun hiç dinmediği bir bahar günü, bölüm başkanıyla buluşmak üzere birkaç saat mesafedeki okula gittim. Profesörün o gün işi çıktığı için buluşmaya gelemediğini, yoldayken mesajının bana ulaşmadığını öğrendiğimde çoktan odasına varmıştım. O buluşma gerçekleşmedi ve ben ertesi gün ziyaret ettiğim başka bir okulda yola devam etmeye karar verdim. Ola ki buluşma gerçekleşseydi, o profesör beni birlikte çalışmaya ikna edecekti. Sonuçta başka bir güzergâha, başka kentlere, başka okullara savruldum.

Yanıtını hiç bilemeyeceğim “Ya o gün buluşsaydık?” sorusu zihnimin bir köşesinde hep var olacak.

Belki ‘ıskalanmış buluşmalar’ın büyüsüne yaşamındaki böyle birkaç örnekten esinle kapılmışımdır. Kişisel düzlemden çıkıp tarihin akışı içinde bakınca insanı gerçekten afallatan ‘ıska’lar var: Menkıbeye göre ‘hane-i saadet’in kapısına kadar gidip özlemini gideremeden geri dönen Veysel Karani’den ölüm döşeğinde ziyaret etmek istediği şair öldükten hemen sonra hastane odasına ulaşan Wittgenstein’a kadar onlarcası…

Mesela Orwell, Camus ile buluşmak istemiş ama buluşma –son dakikada– gerçekleşmemiş. (Geçen yüzyıl ortasının en renkli buluşmalarından biri olabilirdi.)

Ya da iki büyük sürgünün, Nabokov ile Soljenitsin’in buluşamaması: Rus yazarların buluşmayı kararlaştırdığı Cenevre’deki oteli çok gösterişli bulan Soljenitsin kapıda beklemeyi yeğleyince bunu yanlış anlayan ve randevusuna sadık kalmayanları hiç affetmeyen Nabokov da bir daha görüşmeyi kabul etmemiş. Soljenitsin tekrar aradığında şöyle yanıt vermiş: “Eugene Onegin’i çeviriyorum, lütfen beni rahatsız etmeyin.”

Bunların arasında belki de sanat tarihi için kaçırılmış en büyük fırsat müziğin iki devinin kısa buluşması. Rivayete göre Beethoven 16 yaşındayken parlayan bir dâhi olarak Viyana’ya, hep hayranlık duyduğu Mozart’ın yanına götürülür. Genç meslektaşından kısaca ‘bir şeyler’ çalmasını isteyen Mozart, Bonn’dan gelen çocuğun yeteneğinden etkilenip onu kanatları altına alacağını, özel ders vereceğini söyler. Gelgelelim, Beethoven otele dönünce babasının ağır hasta olduğunu bildiren telgrafı alacak ve yuvaya doğru yola koyulacaktır. Birkaç yıl sonra Viyana’ya yeniden geldiğinde ise Mozart artık hayatta değildir.

İnsana düşler kurduran buluşma ihtimallerini de bu örneklere ekleyebiliriz. Dönemin usta şairi Fuzuli, bir İstanbul ziyaretinde genç Baki’yle karşılaşmış olabilir mi? Tanpınar’ın günlüklerinde bahsettiği, Paris kahvelerindeki genç kızlardan biri, neden aynı dönemde o kahvelerde günlük tutmaya başlayan Susan Sontag olmasın? Haşim’in bir akşam yemeğinde Lacan’la buluşması gibi, 1880’lerin sonunu Londra’da geçiren Hamid, kendisi gibi şatafata meraklı Oscar Wilde ile bir davette hiç değilse selamlaşmış olamaz mı? Halide Edip, 1925’te, İngiltere’de bir kır evinde anılarını yazarken, birkaç mil ötede Virginia Woolf Deniz Feneri üzerine çalışıyordu. Lady Ottoline’ın çay davetlerinden birinde yolları kesişmiş olmalı. (Bazı buluşmalar rafta da olsa gerçekleşiyor: Halide ile Virginia gerçek yaşamda teğet geçmiş olsalar bile şimdi birçok kitaplıkta yapıtları sırt sırta duruyor.)

Kesişmek üzereyken ayrılmış yollar bize sanki paralel bir evrende başka bir hayatın mümkün olduğunu düşündürür. (Iska geçen bir çarpışmadan hangi dostluk, hangi gerilim, hangi aşk, hangi hikâye doğabilirdi?) Robert Frost’un o ünlü “Seçilmeyen Yol” şiirinde anlattığı gibi, nihayetinde bir yolu seçeriz. Seçmediğimiz yolların serüvenini ise hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

Iskalanmış buluşmalar, belki sonsuz ihtimaller evreninde başka seçeneklerin var olduğunu düşündürdüğü için çekici.

Gerçekleşen buluşmaların toplamına ise zaten hayat diyoruz.