Yeniden okumak için ayırdığımız kitaplar olur. Geniş zamanlarda onlara dönülecektir: Bir daha keşfetmek, anlamak, taramak, tefekkür veya zevk için…

Gerçek okumanın yeniden-okumak olduğunu Nabokov söylemişti. Romancıya göre, zihnimizin gizemli bir yapısı vardır ve ilk okumada hikâyeyi, satır aralarını çözmeye çalıştığımız için metni asla tam kavrayamayız. Bir metni bütün olarak kavrayabilmek için yeniden okumak gerekir—tıpkı bir resmi tamamen görebilmek için birkaç adım uzaktan bakmak gerektiği gibi… Bu yüzden, der Nabokov, aslında okumak yoktur, sadece yeniden-okumak vardır. Ancak yeniden-okuma sayesinde metnin derinine inebilir, kat yerlerini açabilir, sırlarını çözebiliriz. Çaba isteyen ama kişiyi zenginleştiren okuma biçimi budur. 

Yeniden-okumalarda yine de eksik bir şey vardır: Bir metinle ilk karşılaşma anının büyüsü. Yeniden-okumak zevk verir ama mutluluk getirmez—mutluluk tamamen yeni olanla gelir (Roland Barthes), çünkü okur için mutluluğun sırrı bir metinle o ilk karşılaşma anında gizlidir.

Yeniden-okumak bir özlemi de içerir. Bazen bir kitaba değil, onu ilk okuduğumuz yere ve zamana dönmek isteriz: Bir vapur güvertesine, bir yaz ikindisine, bir pencere önüne… Bu yüzden, yeni bir kitapla tanışmaktansa eski dostlarla söyleşmeyi yeğleyenler olacaktır. Yeni şairleri sevdiğini ama canı şiir okumak istediğinde elinin divan şiirine uzandığını söyleyen Tanpınar biraz da bunu anlatıyordu. Borges için Stevenson’ı yeniden okumak bir yazar keşfetmekten daha heyecan vericiydi. Sürekli aynı kitaplara dönmenin muhafazakârlık olduğunu ileri sürecek değilim: Eskinin emniyetini yeninin risklerine tercih etmek de, son kertede, bir okur seçimidir. Bugün bile okunan William Hazlitt de öyle düşünüyordu: “Dönüp dönüp okuduğum yirmi-otuz kitap var, bütün okumak istediklerim bunlar.”

Eleştirmenler için yeniden-okumak bir zevk değil, uğraştır: James Wood, Virginia Woolf’un Deniz Feneri romanını her yıl bir kez okurmuş. Harold Bloom’un Shakespeare’i nasıl döne döne okuduğunu biliyoruz. Bloom, yeniden-okumayı bir tekrar değil, çözümleme eylemi olarak görüyordu. Kimi eleştirmenlere göreyse yeniden-okumak bir metnin dayanıklılığını sınamak için şaşmaz ölçüttür. Fethi Naci, en beğendiği Türkçe roman olan Huzur‘u şu payeyle anardı: “İki kere okuduğum tek Türk romanı!”

Bugünlerde yayımlanan bir kitap,* yeniden-okumanın anlamı üzerinde bir kez daha duruyor. Vivian Gornick hayatında iz bırakmış önemli kitaplara dönüyor ve “yarım kalmış iş” diye tanımladığı tekrar okumaların işlevini sorguluyor. Sonuç? Aslında, diyor Gornick, yeniden okumak bize geri döndüğümüz kitaptan çok kendimiz hakkında bir şeyler söyler. Yıllar sonra döndüğümüz çocuk kitabının aslında çocuk kitabı olmadığını anladığımızda, değişenin kitap değil kendimiz olduğunu da anlarız.

Yeniden-okumalar bize okumanın gizemlerini de fısıldar. İçindeki bazı şeyleri yanlış hatırladığımız, hatta ana hikâyeyi bile unuttuğumuz halde bir roman yaşamımızda iz bırakmışsa bunu nasıl açıklamalı? Bir kitaptan bize kalan nedir? Yeniden-okumak işte bize bunu, yani okumanın büyüsünü de öğretir.

Unfinished Business anı, eleştiri ve denemeyi buluşturan bir kitap. Her okuyuşta satırların altını farklı renk bir kalemle çizen gerçek bir yeniden-okuyucu olarak Gornick bu konuda iyi bir rehberlik yapıyor. Yine de yeniden-okumak üzerine yazılmış en iyi kitabın hâlâ Patricia Meyer Spacks’a ait olduğu kanısındayım (On Rereading, Harvard University Press, 2011). Spacks kitabında, defalarca okuduğu metinlere dönmenin yanı sıra, yeniden-okumanın gerekçelerini de inceliyordu. (Profesör Spacks’la aynı dönemde aynı okuldaydık, keşke ‘yeniden okumak’ her anlamda mümkün olsaydı diye düşünürüm bazendersini dinlemek isterdim.) Spacks’ın deneyiminde ikinci okuyuşta da tazeliğini koruyan kitaplar ve büyüsünü yitirenler olmuş. Vivian Gornick ise her yeniden okuyuşta gözde kitaplarını daha ilginç bulduğunu söylüyor.

Yeniden-okumak, temelde, bir tekerrür ve tefekkür eylemidir. Kierkegaard tekerrürü modern felsefenin en önemli sorularından biri olarak koymuştu. Ona göre tekerrür, yaşanmış bir şeyin sınanarak olgunlaşmasıydı. Yeniden okumayla metin sınanır, okur olgunlaşır. (Şiiri bütün edebi türlerin şahı yapan da hep yeniden sınanması, tek okuyuşta tüketilememesidir.)

Okumak özünde yeniden-okumak olmasaydı, herhalde insana “Oku!” denmezdi. Kâinat, yeryüzü, kitaplar—insanın serüveni bir tür (yeniden) okuma yolculuğu… Ve iki dize:

hüznü yeniden-okumak için
bir kitap olur dünya

 

Unfinished Business: Notes of A Chronic Reader, Vivian Gornick, FSG 2020.