Yaz ortasında tanışmıştık. 15 Temmuz 1999 günü, Yaşar Nabi Nayır Ödülleri için geldiğimiz Varlık dergisinde Zafer Ekin Karabay’ı ilk kez gördüm. 23 yaşındaydı.

Dergiden çıkınca Cağaloğlu’na doğru yürürken bana dönüp, “İntihar etmeyi düşünüyor musun?” diye sordu. Sorunun şiddetini kavrayamamış, afallamıştım. “O kadar cesur değilim, daha genciz” gibi bir şeyler söyledim galiba. 17 yaşındaydım.

Sonra bir dergi çıkaracaktık. Ankara-İstanbul arası kısa gidiş gelişlerde dergi fikri tam gelişip büyüyemedi. O ziyaretlerde bana Ankara’yı gezdirmiş, tutkunu olduğu Pink Floyd’u tanıtmıştı Zafer. İntiharın onda bir saplantı olduğunu içten içe seziyor ama bir şey söyleyemiyordum.

13 Eylül 2002 akşamı Nilay Özer arayıp kara haberi verdiğinde evdeydim. Elimde ahize, ayakta kalakaldığımı anımsıyorum.

18 yıl olmuş.

Veda mektubundaki bir cümleyi arada dize gibi mırıldanırım: “Daha ne kadar dayanabilirdim, herkesin bir başkasının acısı pahasına mutlu olduğu yaşama?”

27 yaşına girince “İşte Zafer’le aynı yaştayız” diye düşünmüştüm. Artık o yaş da uzak. Şimdi Ankara’ya gitsem, Zafer beni Kızılay’da karşılasa, sıcacık çay içsek… Hayali bile içimi ısıtıyor. Ama aramızda bir duvar—

Her eylülde o duvar biraz daha büyüyor.

***

Mahşer

Zafer Ekin Karabay’a

kuşların susması anladım neymiş
hayat—gölgemize bile uzak düşer
okundukça incelen bir gül
içine yapayalnız düşülen mahşer

sorma şimdi hangi anılarla
geçip gitti her şubat
On Yedinci Söz ve Pink Floyd mesela
gece inip çaldığında saat

bana da tatlı geliyor ölüm
yüzümde hangi suyun imgesi var?
sesim yıllar arkasında, ulaşmaz
bir kış yalnızlığı, bir duvar

(Unuttum Dünya’dan)

Zafer Ekin Karabay, Murat Saraçoğlu, Enver Ercan, Can Bahadır Yüce (15 Temmuz 1999)