Şu hayatta birkaç tilki, bir avuç kirpi tanıdım.

İki bin yıl önce Arkilokus tilkiler ile kirpileri ayırırken şunu demek istiyordu: Birçok şeyi aynı anda bilen tilki, bir tek şeyi iyi bilen kirpidir. 1970’lerde Isaiah Berlin bu ayrımı dolaşıma soktu, düşünce tarihini tilkiler-kirpiler diye sınıflandırdı. Berlin tek konuya tutkuyla bağlanan kirpileri farklı alanlara doymaz bir merakla sokulan tilkilerden ayırmanın indirgemecilik olduğunu da kabul ediyordu.

Peter Burke kitabında* bu ayrımı hatırlatıyor ve soruyor: Günümüzde tilkilerin sayısı niçin azaldı?

Tilkiliğin ölçütü iz bırakmaktır. Burke’e göre bu hem yatay hem dikey derinlik gerektiriyor. Burada hezarfeni (polymath) ansiklopedistten ayırıyor Burke: Farklı alanlara ilgi duymak, kişiyi hezarfen yapmaya yetmez. (Buna göre, mesela Ahmet Mithat Efendi’ye hezarfen denemez.) 

Her şeye meraklı tilkilerin soyunun tükenişi, düşünce tarihinin seyriyle ilişkili. Bilimlerin kalın çizgilerle birbirinden ayrılmadığı çağlarda hezarfen olmak daha kolaydı. İlk üniversiteler bilgiyi ayıklama değil, birleştirme amacı taşıyordu. Trivium başlığı altında gramer, mantık ve retorik ya da quadrivium denilen geometri, astronomi, aritmetik ve müzik aynı müfredatın parçasıydı.

Örneğin Athanasius Kircher (1602-1680) gibi biri için yerbilim, tıp ve diller üzerine aynı anda çalışmak kolaydı. Bu tuhaf allâme, farklı alanlarda 40 kadar yapıt verdi. Yanardağları araştırdı, Mısır hiyerogliflerini çözmeye çalıştı (tahminlerinin yanlış olduğu sonra ortaya çıktı), Çin hakkında bir ansiklopedi yazdı, megafonu icat etti, mikroskopla ilk mikrop inceleyenlerdendi. Kircher gibi Rönesans adamları için ‘her şeyi bilmek’ görece mümkündü.

On yedinci yüzyıl tam da hezarfenlerin altın çağıydı: Bilimsel yöntemler gelişiyor, gezginler yeni keşifler yapıyor, posta ve matbaa bilginin dolaşıma girmesini kolaylaştırıyordu. Burke’ün “fazla malumat krizi” dediği şey henüz başlamamıştı. 

Da Vinci’den sonraki en büyük hezarfen sayılan Thomas Young’ın (1773–1829) mezar taşında şöyle yazar: “İnsan ilminin hemen her dalında söz sahibiydi.” Felsefeci, filolog, hesap makinesinin atasını icat eden, Çin üzerine çalışan, aynı zamanda siyaset kuramcısı Leibniz ise tilkiliğin sınırlarının bir örneğidir: Newton yerçekimi yasasını duyurduğunda Leibniz bunun bilim olmadığını öne sürmüştü.

Zaman içinde uzmanlaşma ve bilginin çoğalması işleri değiştirdi.

Burke, dijital devrimden sonra, malumat yağmuru altında yaşadığımız bu çağda hezarfenliğin -sanılanın aksine- hiç de kolay olmadığını yazıyor. Jared Diamond gibi günümüz hezarfenleri belki de dijital devrimle geç tanıştıkları için merak ateşini harlı tutmayı başardılar.

Tilki-kirpi ayrımı bilginin yararlılığına ilişkin bir dizi soruyu da akla getiriyor. Mesela Arizona sürüngenleri üzerine uzmanlaşmakla Horatius’un şiirlerindeki söz sanatlarını bilmek arasında bir değer farkı var mı? Bir düzine ölü dili bilen bir tilki olmakla tek bir salgın virüsünün türleri üzerine uzmanlaşmak topluma yarar açısından aynı mı? Yine de, kategorik olarak biri ötekinden değerlidir, demekte bir sorun yok mu?

Elbette tilkilikte vasatlığa adanmak, kirpilikte dünyadan kopmak gibi tehlikeler de var. Tilkiler her ortama, konuya uyum sağlama yetisine sahipken, kirpiler kendi alanlarının dışında oklarını çıkarmayı yeğler.

Belki de düşünsel uğraş veren herkesin içinde bir kirpi ya da tilki saklıdır. Örneğin, her gazeteci biraz tilki olmak zorunda, her şeyden bir kerte anlamak gazeteci için zorunluluktur. Denemeciler bir parça, editörler bir hayli hezarfen olmalı… (New York Review of Books’un kurucusu Robert Silvers, Paris Review’ün kurucusu George Plimpton öyleydiler.)

Peter Burke çizgiyi Da Vinci’den Susan Sontag’a kadar uzatıyor. Romancı, estet, yönetmen Sontag’a hezarfen denebilir elbette. Şunu da ekleyeyim: Benjamin Moser’ın Sontag biyografisinde ima ettiği gibi, Sontag akademide kalsaydı hezarfen olamazdı. Çünkü modern akademinin doğasında merakları törpülemek var. Uzmanlığa dayalı günümüz bilgi sistemleri her konuya meraklı kişilere pek yer açmaz. Akademide tilkiler ‘genelci’ diye küçümsenir.

Bir sonraki uygarlık krizi bilgiye ulaşmakla değil, bilgiyi sınıflandırmakla ilgili olacağa benziyor. Dünyayı anlamak için bütüncül bir bakış gerekecek. Bu yüzden, bilginin üzerimize yağdığı bu çağda belki kirpilerden çok tilkilere ihtiyaç duyulabilir.

Ben kirpilere saygı duyuyor, tilkilere imreniyorum. 

Ama yeri gelince kabuğuna çekilmeyi bilen bir kaplumbağa olmak da az şey değil.

*Peter Burke, The Polymath: A Cultural History from Leonardo Da Vinci to Susan Sontag, Yale University Press 2020.